Boşanma ve eş arasındaki mal rejimleri - ONGUR&PARTNERS

BLOG

Boşanma ve eş arasındaki mal rejimleri


BOŞANMA VE EŞ ARASINDAKİ MAL REJİMLERİ

Boşanma, ölüm, gaiplik, cinsiyet değişikliği ve hükümsüzlük gibi, evliliği sonra erdiren, ortadan kaldıran sebeplerden biridir.

 “Eşler henüz hayatta iken, kanunda öngörülmüş olan bir sebebe dayanarak eşlerden birinin açacağı dava sonucunda evlilik birliğine hakimin kararı ile son vermek” olarak tanımlayabileceğimiz boşanma aile hukukunda en çok tartışılan ve o oranda da kamuoyunun ilgisini çeken daime sıcak bir konudur.

Türk hukukunda boşanma Medeni Kanun’un 161. ve 184. Maddeleri arasında düzenlenmiş olup; “boşanmanın bir sebebe dayanılarak hakimin hükmüyle gerçekleşmesi görüşü” kısaca sebebe dayanan boşanma görüşü kabul edilmiştir.

 

BOŞANMA SEBEPLERİ

Medeni kanun, boşanma sebeplerini madde 161-166’da sınırlı olarak saymıştır. Başka bir deyişle, ancak bu sebeplerden biri bulunduğu takdirde, hakimin hükmüyle boşanma mümkün olabilir.

Özel Boşanma Sebepleri                                                                                            Genel Boşanma Sebepleri

  1. Zina (m.161)                                                                                                    1. Evlilik Birliğinin Sarsılması
  2. Hayata Kast ve Pek kötü veya Onur Kırıcı Davranış (m.162)         2. Eşlerin Anlaşması
  3. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme (m.163)                                              3. Ortak Hayatın Yeniden
  4. Terk (m.164)                                                                                                   Kurulamaması
  5. Akıl Hastalığı (m.165)

 

I.ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ

 

  1. ZİNA ( Madde 161)

Evli bir erkeğin karısından başka bir kadınla veya evli bir kadının kocasından başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunmasıdır.

 

Şartları

  1. Evlilik ilişkisinin bulunması
  2. Başkasıyla cinsel ilişkide bulunma
  3. Zina edenin kusurlu olması
  1. Evlilik İlişkisinin Bulunması

Evlilik ilişkisi devam ettiği sürece, eşler ayrılık, gaiplik, karının ayrı bir konut edinmiş olması gibi hallerde fiilen bir arada yaşamasalar dahi, onlardan birinin eşinden başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması zinadır. Çünkü zina, evlilik birliğinin eşlere yüklediği sadakat gösterme yükümlüğünün (MK. M. 185/3) en ağır şekilde ihlal edilmesi demektir. Evlilik hukuken son bulmadıkça karı kocanın sadakat gösterme yükümlülüğü devam eder. Bir arada bulunmamak, eşlere bu yükümlülüğü çiğnemek, ihlal etmek hakkını vermez.

  1. Başkasıyla Cinsel İlişki Bulunma

Zinanın söz konusu olabilmesi için, eşlerden birinin eşinden başka bir kimseyle cinsel ilişkide bulunması, yani cinsel ilişkinin fiilen gerçekleşmiş olması şarttır. Cinsel ilişki girişiminde bulunmak, teşebbüs etmek, örneğin flört etme, mektuplaşma, hazırlıklara girişmek, öpme ve sarılma biçimindeki davranışlar zina sayılmaz.

Eşlerden birinin zinasından söz edebilmek için, o eşin kendi cinsinden farklı cinsten bir kimseyle cinsel ilişkide bulunmuş olması gerekir. Eşlerin eşcinsel ilişkilerde bulunması Medeni Kanun tarafından zina olarak kabul edilmemektedir. Bu gibi davranışlar haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma sebebi olabilmektedir.

  1. Zina Edenin Kusurlu Olması

Eşler, yaptığı işin cinsel ilişki olduğunu ve bu ilişkinin eşinden başka bir kişiyle yapıldığını anlayabildiği ve bunu istediği takdirde kusurludur. Cebren veya bayıltılarak ya da uyuşturucu madde verilerek ırzına geçilmiş olan bir kadın kusurlu sayılamayacağı için, kocası zina sebebiyle boşanma davası açamaz.

Zina, her türlü delille ispat edilebilir; mutlaka da suçüstü yapılmak suretiyle ispatı gerekmez. Bir eşin zina yaptığına ilişkin birtakım kuvvetli ve inandırıcı ipuçları varsa, hakim bunları irdeleyerek davalının zina yaptığı sonucuna varabilir.

Yargıtayın kararlarında, kadının ev içinde bir erkekle bir arada bulunmasını; izinli olarak uzun süre ayrı olan kocanın, evine döndüğünde kendisinden olmayacak doğum tarihini taşıyan çocuğu bulmasını, bir kimsenin sevgilisi ile yalnız bir odada ve bir yatakta görülmesini, tenha yerlerde araba ile dolaşmasını, yatakta bir başkası ile yarı çıplak yakalanmasını zina olarak kabul ettiği görülmektedir.

 

Dava Hakkının Düşmesi

Medeni Kanun’un 161. Maddesinin 2. Ve 3. Fıkralarına göre zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı iki halde düşer:

  1. Zina yapan eşin affedilmesi
  2. Sürelerin geçmiş olması

 

  1. Zina Yapan Eşin Affedilmesi

Medeni kanun madde 161/3’e göre, dava hakkı olan eş zina yapan eşini affederse artık dava hakkı ortadan kalkar. Af, açık veya kapalı şekilde olabilir; fakat mutlaka affeden eşin serbest iradesinin ürünü olmadı, yani aldatma veya korkutma yoluyla elde edilmiş bulunmamalıdır.

  1. Sürelerin Geçmiş Olması

Medeni Kanun madde 161/2’ye göre, davaya hakkı olan eşin boşanma davası açma hakkı, boşanma sebebini öğrenmesinden itibaren 6 ay ve her halde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmesiyle düşmüş olur.

Her iki sürede zamanaşımı değil, hak düşümü süreleridir ve hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınır.

 

  1. HAYATA KAST, PEK KÖTÜ VEYA ONUR KIRICI DAVRANIŞ (Madde 162)

1. Hayata Kast

Hayata kast, eşlerden birinin diğerinin hayatına karşı yapılmış olan davranışlarıdır. Örneğin, eşini öldürme girişiminde bulunma, onu intihara teşvik etme gibi eylem ve davranışlardır.

Öldürme tehditleri, öldürücü bir fiilin ihmal suretiyle işlenmesi, örneğin kadın tarafından doğalgazın dalgınlıkla açık bırakılmış olması hayata kast değildir.

Hayata kast, kusura dayanan bir boşanma sebebi olup; eşinin hayatına kast eden tarafın ayırt etme gücüne sahip olması gerekmektedir. Akıl hastası olan eşin diğerini öldürmeye kalkışması halinde hayata kast değil, akıl hastalığı sebebi ile boşanma davası açılabilir.

Hayata kast mutlak boşanma sebeplerinden olup; eşlerden birinin diğerinin hayatına kasdettiği ispatlanırsa, boşanmaya karar verilmesi gerekmektedir. Hakimin ortak hayatın bu yüzden diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştırmasına gerek yoktur.

2. Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Pek kötü davranış, eşe yapılan eziyetler, onun bedensel ve ruhsal sağlığını tehlikeye düşürecek davranışlar, eşini hapsetmek, aç bırakmak, dövmek ve anormal cinsel ilişkiye zorlamak gibi ağır hareketlerdir.

Yeni Medeni Kanunumuz bu maddeye “onur kırıcı davranış”ı da ekleyerek önceki kanundaki eksikliği gidermiş oldu. Böylece eşlerden birinin diğerine onur kırıcı davranışta bulunması da boşanma sebebi sayılmaktadır.

Yargıtay kararlarında, boşanma davasının görülmesi esnasında, mahkeme koridorunda kadının kocasına hakaret etmesi; bakire olduğu halde karısı hakkında onun bakire olmadığından bahisle kötü sözler sarfetmesi; kocanın eşini evden kovup babasının evine göndermesi; kadının savcılığa başvurarak kocasına hırsızlık yakıştırmasında bulunması ve yapılan soruşturma sonucu bu olayın doğru olmadığının anlaşılması gibi olaylar pek kötü davranış olarak kabul edilmektedirler.

Pek kötü veya onur kırıcı davranış da kusura dayanan boşanma sebebi olup; bu davranışlarda bulunan eşin ayırt etme gücüne sahip bulunması gerekmektedir. Ancak, diğer eşin kışkırtması veya bu davranışların kızgınlık anında yapılmış olması, kusuru tamamen ortadan kaldırır veya hafifletir, dolayısıyla da boşanmaya sebep oluşturmaz.

Hayata Kast ve pek kötü veya onur kırıcı davranış mutlak boşanma sebeplerindendir. Ayrıca ortak hayatın bunlar yüzünden diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığının hakim tarafından araştırılmasına gerek yoktur.

 

Dava Hakkının Düşmesi

Zinada olduğu gibi burada da kusursuz olan eşin dava hakkı iki halde düşer:

  1. Kusuru olmayan eşin, hayatına kast etmiş olan eşini affetmiş olması (MK. M. 162/3)
  2. 6 aylık ve 5 yıllık hak düşümü sürelerinin geçmiş olması (MK. M. 162/2)

 

  1. SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME (Madde 163)

 

Medeni Kanunun 163. Maddesinde düzenlenmekte olan bu özel boşanma sebebi de suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme olmak üzere iki farklı olgudan oluşmaktadır.

  1. Suç İşleme

MK. Madde 163’te “eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya… ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir”  denilmektedir. Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere, kanunumuzun boşanma sebebi saydığı suçlar, küçük düşürücü, yani utanç verici ya da yüz kızartıcı nitelikteki suçlardır.  Ceza kanununda “küçük düşürücü suç” olarak belirlenmiş bir suç grubu yoktur. Bunlar, ahlak düzeninin daha yüksek bir şiddetle reddettiği, meydana çıktığı zaman normal olarak insanın yüzünü kızartan suçlardır.

Bunlara örnek olarak hırsızlık, dolandırıcılık, ırza geçme, emniyeti suiistimal, sahtekarlık, kalpazanlık, zimmet gibi suçları gösterebiliriz.

Buna karşılık, adam öldürme suçunun küçük düşürücü nitelikte olup olmadığı, onun saikine ve işleniş biçimine göre belirlenir. Örneğin bir koca meşru müdafa dolayısıyla veya tedbirsizlik ve dikkatsizlikle bir kimseyi öldürmüş ya da bir kimsenin ölümüne sebebiyet vermiş ise veya bir kadın kendisine saldıran kişiyi namus ve iffetini korumak maksadıyla öldürmüşse, burada adam öldürme suçunun küçük düşürücü bir niteliği yoktur.

Boşanma davasının açılabilmesi için, küçük düşürücü suçu işleyen eşin ceza kovuşturmasına uğramış ve bu suçtan dolayı hüküm giymiş bulunması şart değildir; Yargıtay’a göre bu tür bir suçun evlilik devam ederken salt işlenmiş olması yeterlidir.

Küçük düşürücü suçun işlenmiş olduğu saptandığı takdirde, hakimin ayrıca ortak hayatın bu nedenle diğer eş için çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştırması gerekecektir.

  1. Haysiyetsiz Hayat Sürme

Haysiyetsiz hayat sürme, sürekli olarak namus, şeref ve haysiyet kavramlarıyla bağdaşmayacak biçimde yaşamaktadır.

Örneğin, genelev işletmek, uyuşturucu madde ticareti yapmak, içki ve uyuşturucu düşkünlüğü, kumarbazlık gibi haller bir kimsenin haysiyetsiz hayat sürdüğünü gösterir. Ancak bunun sürekli olması da gerekmektedir. Evlilik devam ederken bir veya iki defa kumar onayan veya esrar içen bir koca için haysiyetsiz hayat sürüyor denilemez.

Haysiyetsiz hayat sürmenin boşanma sebebi olabilmesi için, evlenmeden sonra başlayıp hala sürdürülmekte olması da şarttır.

Boşanmaya karar verebilmek için, eşlerden birinin haysiyetsiz hayat sürmekte olması yeterli olmayıp; aynı zamanda bu durumun ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale sokmuş olması da gerekmektedir.

Küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle açılacak boşanma davalarında hak düşürücü süreler öngörülmemiş olup; bu sebeplerden birine dayanılarak boşanma davası her zaman açılabilmektedir.

 

4. TERK (Madde 164/1)

Medeni Kanunumuz, eşlerden birinin ortak hayata devam etmemek üzere ortak konuttan ayrılarak diğer eşi bırakıp gitmesini boşanma sebebi olarak kabul etmiştir.

Madde 164-

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Terk sebebiyle boşanma davası açabilmek için gerekli olan şartları Madde 164 hükmünden çıkarabiliriz:

  1. Ortak Hayata Son Verme
  2. Evlilik Birliğinden Doğan Yükümlülüklerini Yerine Getirmemek Maksadının Bulunması
  3. Ayrı Yaşamanın En Az Altı Ay Devam Etmiş Olması
  4. Terk Eden Eşe İhtarda Bulunulması

 

  1. Ortak Hayata Son Verme

Terkten söz edebilmek için, eşlerden birinin ortak hayata son vermiş, birlikte oturulan aile konutundan kaçmış veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemiş olması şarttır. Başka bir deyişle, eşler ortak konutta oturdukları sürece, dargın olsalar, konuşmasalar, cinsel ilişki de bulunmasalar bile; yatak odaları, ayrılmış olsa da; terk durumu meydana gelmemektedir. Ortak hayat az çok devam etmekte ve bu itibarla normal halin geri gelmesi daima mümkün bulunmamaktadır.  

Terk fiilinin ortak hayata son verecek şekilde gerçekleşmesi şarttır.

Eşlerden birinin haklı ve inandırıcı bir sebep olmaksızın, birlikte seçmiş oldukları ortak konuta hiç gelmemesi de terk sayılmaktadır. Fakat eşlerden birinin ortak konuttan kovulması veya ortak konutu terk etmeye zorlanması ve bir daha oraya alınmaması halinde terk eden eş, kovulan eş değil, onu ortak konuttan kovan veya ortak konutu terke zorlayan eştir (Madde 164/1).

 

  1. Evlilik Birliğinden Doğan Yükümlülüklerini Yerine Getirmemek Maksadının Bulunması

Askerlik hizmeti, öğrenim, hastalık, esirlik, hüküm giymiş olma gibi sebeplerle ortak konuttan ayrı bir yerde oturmak terk değildir. Bu hallerde ayrı yaşayan eşin, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı yoktur. Ortak konuttan ayrılarak başka bir yerde oturmanın teknik anlamda terk sayılabilmesi için, bunun haklı bir sebebe dayanmamış veya evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla gerçekleşmiş olması şarttır. Bir başka deyişle, önemli olan ayrı yaşamak değil, ayrı yaşayan eşin maksadı ve niyetidir.

Bu nedenle, Medeni Kanun madde 197’deki şartlara uygun olarak birlikte yaşamaya ara verilmiş olması, hakim tarafından ayrılığa hükmedilmiş olması, eşlerin karşılıklı anlaşmayla bir süre ayrı yaşamakta olmaları gibi hallerde terkten söz edilemez.

 

  1. Ayrı Yaşamanın En Az Altı Ay Devam Etmiş Olması

Eşlerden birinin ortak hayata son vermek üzere evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesi halinde, terk edilen eş hemen boşanma davası açamaz. Boşanma davasının açılabilmesi için, ayrı yaşamanın en az altı ay sürmüş ve devam etmekte olması gerekmektedir.

Altı aylık süre sona ermeden terk eden eş tekrar ortak konuta geri döner ve birlikte yaşamaya başlarsa, bu süre kesilmiş olur. Aynı eş sonradan tekrar ortak konutu terk ederse, bu tarihten itibaren yeni bir altı aylık süre işlemeye başlar.

  1. Terk Eden Eşe İhtarda Bulunulması

Terk edilen eş, boşanma davası açmadan önce hakime başvurarak, terk eden eşe ihtarda bulunmasını talep etmek zorundadır. Madde 164/2’ye göre, terkedilen eş, hakime en erken terk olayından sonraki dördüncü ayın sonunda başvurabilir. Bu başvuru ve istem üzerine hakim esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içerisinde ortak konuta dönmesi gerektiğini, dönmemesi halinde aleyhinde boşanma davası açılacağını hatırlatır.

 

Terk eden eşin adresi bilinmiyorsa ihtar ilan yoluyla yapılır.

 

Terk eden eş bu ihtara karşın iki aylık sürenin sonunda ortak konuta dönmezse, ancak o zaman terkedilen eşin boşanma davası mümkün olur.

 

Terk de mutlak boşanma sebeplerinden olup; yukarıda anlatılan şartların gerçekleşmesi halinde, hakimin ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelip gelmediğini araştırmasına gerek yoktur.

 

 

 

 

 

  1. AKIL HASTALIĞI (Madde 165)

Medeni Kanun madde 165’e göre eşlerden biri akıl hastası olup da ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla diğer eş boşanma davası açabilir.

Madde 165’e göre akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası açabilmenin şartları şu şekildedir:

  1. Eşlerden Birinin Akıl Hastası Olması
  2. Hastalığın İyileşmesinin İmkansız Olması
  3. Ortak Hayatın Diğer Eş İçin Çekilmez Hale Gelmiş Olması

 

  1. Eşlerden Birinin Akıl Hastası Olması

Medeni kanun, her türlü hastalığı değil sadece akıl hastalığını boşanma sebebi olarak kabul etmiştir. Ne kadar ağır ve şifasız olursa olsun akıl hastalığından başka bir hastalık boşanma sebebi olamaz. Akıl hastalıklarının neler olduğu tıp bilimine göre saptanır.

  1. Hastalığın İyileşmesinin İmkansız Olması

Kanun madde 165’te her türlü akıl hastalığını değil, geçmesine olanak bulunmayan akıl hastalıklarını boşanma sebebi olarak saymıştır.

Boşanma sebebi olarak ileri sürülen bir akıl hastalığının geçmesinin mümkün olup olmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi şarttır.

  1. Ortak Hayatın Diğer Eş İçin Çekilmez Hale Gelmiş Olması

Kanun koyucunun eşlerden birinin geçmesine olanak bulunmayan akıl hastalığına tutulmasının diğer eş için ortak hayatı çekilmez hale getirmesini de şart koşmuş olup; bu suretle akıl hastalığına nisbi boşanma sebebi niteliği vermektedir. Bir başka deyişle, hakim, boşanmaya karar vermeden önce, ortak hayatın diğer eş için gerçekten çekilmez hale gelmiş olup olmadığını araştıracaktır.

 

 

II.GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

 

Genel boşanma sebepleri genellikle belli bir olguya dayanmayan, önceden belirlenmesi ve saptanması mümkün olmayan çok çeşitli ve farklı olgulardan doğan bir durumu esas aldıklarından bu isimle adlandırılmaktadırlar.

 

  1. EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI
  2. EŞLERİN ANLAŞMASI (ANLAŞMALI BOŞANMA)
  3. ORTAK HAYATIN YENİDEN KURULAMAMASI

 

  1. EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI (Madde 166)

Medeni Kanun’un 166/1 maddesi, “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir” demektedir.

Bu boşanma sebebinin önemi, uygulama alanının çok geniş olmasından ve genel boşanma sebebi niteliği taşımasından gelmektedir. Boşanmaya ilişkin istatiksel verilere bakıldığında, ülkemizde gerçekleşen boşanmaların büyük bir çoğunluğu eski ismi ile “şiddetli geçimsizlik” yeni ismiyle “evlilik birliğinin sarsılması” sebebine dayandığı görülmektedir.

Şartları:

  1. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması
  2. Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması

 

  1. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, eşler arasında çok ciddi ve şiddetli bir geçimsizlik veya anlaşmazlık bulunması demektir. Kanun koyucu, her türlü geçimsizlik veya anlaşmazlık halini boşanma sebebi olarak kabul etmemiştir. Boşanma, ancak eşler arasındaki geçimsizlik veya anlaşmazlığın evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ciddi ve şiddetli olması durumunda söz konusu olabilecektir. Hakim, bu konuda bilimsel ve yargısal içtihatlardan yararlanarak hangi olay ve olguların eşler arasında boşanmayı gerektirecek derecede ciddi ve şiddetli geçimsizlik yaratabileceğini belirleyecektir.

Hakimin, eşler arasındaki bas göstermiş olan geçimsizlik veya anlaşmazlığın ciddiyet ve şiddetinin saptanmasında, bunun eşler arasında kurulmuş olan ilişkiyi, evlilikten beklenen amacı gerçekleştiremeyecek derecede sarsmış olup olmadığına bakması gerekmektedir.

Eşler arasında evliliği sürdürme konusunda ruh ve istek kalmamışsa, aralarındaki anlaşmazlık onlardaki bu ruh ve bilinci söndürmüşse, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu sonucuna varmak gerekmektedir. Hemen her ailede rastlanabilen ufak tefek geçimsizlikler, ani ve fevri hareketler evlilik birliğini temelinden sarsacak ve boşanmaya sebep olabilecek olaylar değildir.

Yargıtay kararlarında, kocanın karısına karşı saygısız hal ve tavırlar sergilemesi ona hakaretlerde bulunması; ortak hayatı çekilmez hale getiren aşırı kıskançlık; kocanın yaşadığı bir şok sonrası cinsel ilişkide bulunamayacağının sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi; kadının haklı bir sebep olmadığı halde cinsel ilişkiden kaçınması; cinsel iktidarsızlık; kadının kocasının cebinden habersiz para alması gibi durumlar evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ciddi ve şiddetli sayıldıkları görülmüştür.

 

 

 

  1. Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması

Eşler arasında ortaya çıkmış olan geçimsizliğin aynı zamanda ortak hayatı çekilmez hale getirmiş olması da şart olup; çekilmezliğin mutlaka her iki eş için de söz konusu olmasına gerek bulunmamaktadır. Ortak hayatın eşlerden sadece biri için dahi çekilmez hale gelmiş olması yeterlidir.

Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması şartı, eşlerin durumuna göre belirleneceği için sübjektif niteliklidir. Başkaları için çekilmez olabilecek ortak hayat, belki de eşler için bu derece sarsılmış değildir. Ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olup olmadığını saptamada hakim çok geniş takdir yetkisine sahiptir. Hakim, takdir yetkisini kullanırken eşlerin karakterlerini, mizaçlarını, öğrenim ve kültür durumlarını, sosyal konumlarını ve yetiştirilme şartlarını mutlaka göz önüne almalıdır.

Ortak hayat evlilik birliğinin amacına uygun olarak sağlıklı bir şekilde devam etmiyorsa; eşler ayrı odalarda, birbirleriyle konuşmadan, insan ve çevre ilişkilerinde aile birliğinin olağan gereklerini yerine getirmeden ve cinsel ilişkiyi sürdürmeden, yalnızca ve şeklen aynı çatı altında oturuyorlarsa, evlilik birliğinin sağlıklı bir biçimde yürüdüğü ve çekilebilir olduğu kabul edilemez.

 

Medeni Kanun madde 166/2’ye göre davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bir başka deyişle, eşlerden her biri, kusurlu da olsa boşanma davası açabilecektir. Dava açabilme hakkı, eşlerden birinin kusursuz olması şartına bağlanmamıştır. Geçimsizlikten dolayı evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasının mutlaka da eşlerden birinin kusurundan ileri gelmiş olması gerekmediği gibi, davacı eşin de bunda kusurlu olmaması şart değildir. Eşlerden her ikisi de kusurlu olsa veya her ikisinin de kusuru bulunmasa bile, yine de boşanma davası açılabilir. Çünkü evlilik birliğinin sarsılması, kusura dayanan bir boşanma sebebi değildir.

 

2. EŞLERİN ANLAŞMASI (ANLAŞMALI BOŞANMA) (Madde 166/3)

Medeni Kanun madde 166/3; evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelden sarsılmıştır şeklinde düzenlenmektedir. Aynı maddenin devamında, bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulmasının şart olduğu belirtilmiş olup; hakimin, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekliği değişiklikleri yapabileceği düzenlenmektedir. Bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde boşanmaya hükmolunucaktır.

                Madde 166/3 hükmünden yola çıkarak anlaşmalı boşanmanın şartlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmüş Olması
  2. Eşlerin Boşanmak Üzere Birlikte Başvurmaları veya Bir Eşin Açtığı Davanın Diğerince Kabul Edilmiş Olması
  3. Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi
  4. Hakimin Tarafların Boşanmanın Mali Sonuçlarına ve Çocukların Durumuna İlişkin Düzenlemelerini Uygun Bulması

 

  1. Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmüş Olması

Evliliğin meydana gelmesinden itibaren asgari bir yıllık süre geçmedikçe dava yoluyla boşanma isteminde bulunmaya imkan yoktur. Böyle bir sürenin konulması, evlenen eşlerin hiç değilse bir yıl birlikte yaşayarak birbirlerini tanımaları için şarttır.

 

  1. Eşlerin Boşanmak Üzere Birlikte Başvurmaları veya Bir Eşin Açtığı Davanın Diğerince Kabul Edilmiş Olması

 

  1. Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi

Hakim, eşlerin birlikte başvurmaları ve bir eşin açtığı davanın diğer eş tarafından kabul edilmesi durumlarının her ikisinde de tarafları bizzat dinleyecek olup; hakimin eşlerin iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi sağlanmış olacaktır.

Taraflar davayı vekilleri vasıtasıyla sürdürüyor olsalar dahi; hakimin yine de tarafları davet ederek bizzat dinlemesi zorunludur.

 

  1. Hakimin Tarafların Boşanmanın Mali Sonuçlarına ve Çocukların Durumuna İlişkin Düzenlemelerini Uygun Bulması

Taraflar sadece boşanma konusunda değil, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda da anlaşmış olmalılar. Taraflar bu konuları düzenlemek üzere aralarında yapmış oldukları anlaşmayı hakimin incelemesine sunarlar. Bu anlaşma yazılı bir metin halinde düzenlenmiş olabileceği gibi, hakimin huzurunda sözlü olarak da açıklanabilir. Ancak, bu durumda sözlü açıklamanın mahkemede bir tutanağa geçirilerek her iki eş tarafından imzalanması gerekmektedir.

Bu şartların tamamının varlığı halinde hakim boşanmaya karar verir. Bir tane bile şartın eksik olması halinde hakim boşanmaya karar veremez.

 

  1. ORTAK HAYATIN YENİDEN KURULAMAMASI (Madde 166/4)

Diğer bir ismi de “fiili ayrılık” olan boşanma sebebinin kanun koyucu tarafından kabul edilmesinin nedeni, birbirleriyle ortak hayatı sürdürme konusunda anlaşamayan, uzunca bir süre ayrı yaşayan ve bir türlü bir araya gelemeyen eşlerin boşanmalarına, maddesel olarak çökmüş olan evliliklerinin hukuksal bakımdan da sona ermesine imkan sağlamaktır.

Madde 166/4’e göre: “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”

Söz konusu maddeye göre, ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için gerekli olan şartları aşağıdaki gibidir:

  1. Boşanma Sebeplerinden Herhangi Biriyle Daha Önce Açılmış Olan Davanın Reddedilmiş Olması
  2. Red Kararının Kesinleşmesinden Başlayarak Üç Yılın Geçmiş Olması ve Ortak Hayatın Yeniden Kurulamamış Olması
  3. Eşlerden Birinin İstemde Bulunması

 

 

 

MAL REJİMLERİ (m. 202-281)

Medeni Kanun’un, “Eşler Arasındaki Mal Rejimi” başlıklı dördüncü bölümünde, eşler arasındaki mali ilişkiler, kanunun öngördüğü çeşitli mal rejimlerinde eşlere ait olan malların yönetimi, eşlerin sorumluluğu ve üçüncü kişilerin mal rejimleri karşısındaki durumu gibi konular düzenlenmektedir.

Evliliğin eşleri kendileri bakımından meydana getirdiği sonuçlar kadar, onların malları bakımından doğuracağı sonuçlar da önemlidir. Eşlerin sahip oldukları malların yönetimi, yani eşleri arasındaki mali ilişkilerin düzenlenmesi mal rejimleri terimiyle ifade edilir.

MAL REJİMLERİ

                                               Yasal Mal Rejimi                              Seçimlik Mal Rejimi

  • Edinilmiş Mallara Katılma                         -    Mal Ayrılığı
  • Paylaşmalı Mal Ayrılığı
  • Mal Ortaklığı

Medeni Kanun’da kabul edilmiş olan mal rejimleri “yasal mal rejimi” ve “seçimlik mal rejimi” olarak ikiye ayrılır.

Eşlerin evlenme sözleşmesinin yapılmasından önce veya evliliğin devamı süresinde aralarında yapacakları bir mal rejimi sözleşmesiyle veya evlenme başvurusu sırasında yazılı olarak bildirimde bulunmak suretiyle kanunun öngördüğü başka bir mal rejimini seçmemiş olması halinde, malların yönetimi bakımından kanundan dolayı tabi olacakları rejime “Yasal Mal Rejimi” denir. Medeni Kanun, yasal mal rejimi olarak “Edinilmiş Mallara Katılma”yı (Madde 202) kabul etmiştir.

Eşlerin aralarındaki mali ilişkileri diledikleri gibi düzenlemelerine imkan hazırlamak amacıyla yasal mal rejiminin yanında seçimlik üç mal rejimi türü daha kabul edilmiştir. Bunlar, mal ayrılığı; paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığıdır. Eşler, gerek evlenmeden önce, gerekse evlendikten sonra kanunda düzenlenmiş bulunan mal rejimlerinden dilediklerini seçmekte serbesttirler. Medeni Kanun, mal rejimlerini tahdidi yani sınırlı şekilde düzenlemekte olup; eşlerin kanunda düzenlenmemiş olan yeni bir rejim türünü kendi anlaşmalarıyla yaratamayacakları kabul edilmiştir (Madde 203).

 

  1. EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ (Madde 218)

Yeni Medeni Kanunu, önceki kanunun yasal mal rejimi olarak kabul etmiş olduğu “mal ayrılığı” rejiminin, eşler, özellikle kadınlar açısından birtakım haksız sonuçlar doğurduğu gerekçesiyle bu rejimi değiştirmiş, yasal mal rejimi olarak “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimini” kabul etmiştir.

Bu değişikliğin nedeni, kanun koyucu tarafından, evlilik birliği sona erdiğinde, mal ayrılığı rejimin eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı, özellikle meslek sahibi kocanın lehine işlediği ve ev işlerini yapan ve hatta kocasına mesleğinin icrasında yardımcı olan kadının durumunu hiç nazara almadığı, meslek çevrelerinde ve kamuoyunda ağır eleştirilere uğramış olması olarak belirtilmiştir.

                Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Bunlara üçüncü mal türü olarak paylı malları da ekleyebiliriz. Bu nedenle, eşlerin, malların mülkiyeti bakımından sahip olacakları hakları belirleyebilmek için her şeyden önce edinilmiş mallar, kişisel mallar ve paylı malların hangi mallardan oluştuğu açıklanması gerekmektedir.

  1. Edinilmiş Mallar (Madde 219)
  2. Kişisel Mallar (Madde 220)
  3. Paylı Mallar (Madde 222)

 

  1. Edinilmiş Mallar (Madde 219)

Medeni Kanunun 219. Maddesinde, edinilmiş mallar, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olarak tanımlanmıştır. Kanunun tanımına göre, bir malın veya bir malvarlığı değerinin kazanılmış sayılabilmesi için aşağıdaki iki şartın birlikte mevcut olması gerekmektedir:

  1. Mal rejiminin devamı süresince edinilmiş olma
  2. Emek karşılığında edinilmiş olma

 

 

  1. Mal Rejiminin Devamı Süresince Edinilmiş Olma

Bir malın, edinilmiş mal sayılabilmesi için, mal rejiminin yürümeye başladığı günden, sona erdiği ana kadar geçecek süreç içerisinde edinilmiş olması gereklidir.

Edinilmiş mallara katılma rejimi, yasal mal rejimi olarak kabul edilmiş olduğu için, eşler evlenmeden önce, evlenme başvurusu sırasında, evlendirme memuruna yazılı biçimde bildirmek veya noterde düzenleme veya onaylama şeklinde herhangi bir mal rejimi sözleşmesi yapmak suretiyle seçimlik mal rejimlerinden herhangi birini seçmemiş oldukları takdirde, yetkili memur önünde evlenme sözleşmesinin tamamlandığı andan itibaren aralarında yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi yürürlüğe girmiş olur.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erme anının belirlenmesi, gerek edinilmiş mal kavramına girecek mal veya değerlerin saptanması, gerek rejimin tasfiyesinde malların esas alınacak değerlerinin belirlenmesi bakımından son derece önemlidir. Mevcut mal rejiminin sona ermesiyle birlikte artık eşlerin o andan itibaren edinecekleri malvarlığı değerleri, edinilmiş mal sayılmayıp kişisel mal kavramına gireceklerdir.

Medeni Kanun edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erme sebebi olarak dört hal öngörmektedir. Bunlar, ölüm; başka bir mal rejimine geçme; boşanma veya evliliğin iptali ve mevcut mal rejiminin hakim kararı ile mal ayrılığına dönüştürülmesidir.

 

  1. Emek Karşılığında Edinilmiş Olma

“Emek karşılığında edinilmiş olma” durumunu Medeni Kanun, her eşin bu mal rejiminin devamı süresinde karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri olarak açıklamaktadır (Madde 219/1). Kanunun öngördüğü bu ikinci şart, söz konusu mal rejiminin özünü oluşturmaktadır. Bu mal rejiminde ön plana çıkan unsur emektir. Edinilmiş mallara katılma mal rejimi, her iki eşin de bir mal edinirken buna emek ürünü olarak sahip oldukları esasından hareket etmekte ve bir eşin emeğiyle edindiği malda ve mal varlığı değerinde diğer eşin de belli ölçüde katkısı olduğunu kabul etmektedir.

Eğer eşlerden biri bir malı emeği olmadan edinmiş ise, örneğin o mal kendisine miras yoluyla geçmiş ise, bu mal o eşin kişisel malıdır ve diğer eşin bu malın edinilmesinde katkısı olmadığı için o mal üzerinde herhangi bir hakkı da söz konusu olmayacaktır.

Medeni Kanun 219. Maddesinde beş madde halinde bir eşin edinilmiş mallarının neler olduğunu belirlenmiştir:

  1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler

Eşlerden her birinin çalışması sonucunda edindiği, örneğin ücret veya maaşından ya da serbest meslek kazancından harcayarak sahip olduğu kazanımlardır. Bunlar normal gelire sahip her ailede görülebilen düzenli edinimlerdir. Örneğin, bir eşin aylık kazancıyla satın aldığı bir saat o eşin edinilmiş bir malıdır.

2.  Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler

3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar

4. Kişisel mallarının gelirleri:

Örneğin, eşe miras yoluyla geçmiş olan bir apartman dairesinin getirisi olan kira bedelleri de edinilmiş mal kabul edilir.

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler:

Örneğin, bir eşin evvelce satın almış olduğu otomobili ile bir dükkanı trampa etmek suretiyle edindiği dükkan da edinilmiş mal sayılacaktır.

Medeni Kanun madde 222/3’e göre, bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar, edinilmiş mal kabul edilmektedir.

 

2.Kişisel Mallar (Madde 220)

Eşlerin sahip oldukları mallardan bazıları kanundan dolayı, bazıları ise eşler arasında yapılan bir sözleşme dolayısıyla kişisel mal sayılmaktadır.

  1. Kanundan dolayı

Medeni Kanun, edinilmiş mallarda olduğu gibi kişisel malların da neler olduğunu da 4 madde halinde belirtmiştir (Madde 220):

 

 

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya:

Madde gerekçesinde eşlerin giysileri, saati, çantası, spor aletleri ve malzemeleri ile ziynet eşyası örnek olarak verilmiştir.

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevî tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler:

Örneğin, manevi tazminat ile alınan bilgisayar  kişisel maldır.

 

  1. Sözleşmeden dolayı

Kişisel mallar sadece yukarıda sayılan mal ve değerlerden ibaret değildir. Kanun koyucu, eşlere yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin de kişisel mal sayılacağını kabul etme imkanını  tanımaktadır (Madde 221/1).

Aynı şekilde eşler, mal rejimi sözleşmesi yapmak suretiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler (Madde 221/2). Bu şekilde, örneğin diş hekimi olan eşin işinden kazandığı gelirle satın aldığı röntgen cihazı gibi mesleki araçların kişisel mal olarak kabul edilmeleri mümkün olacaktır.

 

3.Paylı Mallar (Madde 222)

Kanun, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimseyi  iddiasını  ispatla yükümlü kılmaktadır. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar, her iki eşin paylı mülkiyetinde sayılır, yani bunlar eşlerin paylı mallarıdır.

 

EŞLERİN YÖNETME, YARARLANMA VE TASARRUF YETKİSİ (Madde 223)

Medeni Kanun madde 223, eşlerin sahip oldukları mallar üzerindeki yönetme, yararlanma ve tasarruf yetkilerini düzenlemektedir:

“Madde 223:

Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.”

 

  1. Yönetim Bakımından

Bir eş edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcından önce edinmiş olduğu bir apartman dairesini veya miras yoluyla kendisine kalmış olan bir işletmeyi eşinin rızasına gerek olmaksızın dilediği gibi yönetebilecektir. Aynı şekilde bir edinilmiş mallara katılma rejimin devamı süresinde kendi gelirleriyle edinmiş bir malı bizzat yönetme hakkı vardır.

  1. Yararlanma Bakımından

Bir eşin mülkiyeti kendisine ait olan bu mallardan dilediğince yararlanması, diğer eşin rızasına bağlı değildir. Malik eş mülkiyetine sahip bulunduğu malı, örneğin bir apartman dairesini dilediği üçüncü kişiye dilediği bedelle kiralayabilir; diğer eşin kira sözleşmesinin kuruluşunda herhangi bir şekilde müdahalede bulunması söz konusu değildir.

  1. Tasarruf Bakımından

Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kalmak şartıyla kendi mülkiyetinde bulunan kişisel malları ile edinilmiş malları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Ancak, kanun koyucu, paylı mülkiyet konusu olan mallarda eşlerden her birine diğer eşin rızası olmadıkça kendi payı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma hakkı tanımamıştır (Madde 223/2). Bu emredici bir hüküm olmayıp, eşler aralarında yapacakları bir anlaşma ile bunun aksini kararlaştırabilirler.

İster kişisel, iste edinilmiş olsun, bir eşin, mülkiyeti kendisine ait olan aile konutu üzerinde tasarruf bulunması, örneğin konutu üçüncü bir kişiye devretmesi, onu ipotek etmesi, ancak diğer eşin açık rızası ile mümkün olabilir (Madde 194/1).

 

Mal Rejiminin Sona Ermesi

Edinilmiş mallara katılma rejimi dört halde sonra erer:

  1. Eşlerden Birinin Ölümü
  2. Başka Bir Mal Rejimine Geçme
  3. Evliliğin Boşanma veya İptal veya İptal Sebebiyle Sona Ermesi
  4. Mevcut Rejimin Hakimin Kararıyla Mal Ayrılığına Dönüştürülmesi

 

 

  1.  Eşlerden Birinin Ölümü

Eşlerden birinin ölmesi halinde eşler arasında o ana kadar geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejimi ölüm anında kendiliğinden sona erer (Madde 225/1).

  1. Başka Bir Mal Rejimine Geçme ,

Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşler daha sonra bu rejimden vazgeçerek seçimlik mal rejimlerinden birini seçmek suretiyle başka bir rejime geçmeyi kabul etmeleri halinde de, buna ilişkin mal rejimi sözleşmesinin tamamlandığı andan itibaren kendiliğinden sona ermiş olur (Madde 225/1, 208).

 

  1. Evliliğin Boşanma veya İptal veya İptal Sebebiyle Sona Ermesi

Mevcut evlilik mahkeme tarafından verilen boşanma veya iptal hükmünün kesinleşmesiyle birlikte sona erdiği takdirde, eşler arasında geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejimi de dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ermiş olur (Madde 225/2).

 

  1. Mevcut Rejimin Hakimin Kararıyla Mal Ayrılığına Dönüştürülmesi

Medeni Kanun haklı bir sebebin bulunması halinde hakime, eşlerden birinin istemde bulunması üzerine mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verebilme yetkisi tanımaktadır (Madde 206/1). Kanun haklı sebebin var olduğunun kabul edileceği halleri beş madde halinde belirtmiştir:

1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,

2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,

3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,

4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,

5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.

Bu konuyu birazdan Olağanüstü Mal Rejimleri konusunu anlatırken tekrar değineceğiz.

 

MAL AYRILIĞI REJİMİ (Madde 242)

Mal ayrılığı rejimi önceki medeni kanunumuzca yasal mal rejimi olarak kabul edilmişti. Yani eşler gerek evlenmeden önce, gerek evlilik devam ederken yapacakları bir evlenme sözleşmesi ile kanunda öngörülmüş olan seçimlik mal rejimi türlerinden mal ortaklığı veya mal birliğinden birini kabul etmemiş olurlarsa, malların yönetimine mal ayrılığı usulünü düzenlemekte olan hükümler uygulanacaktı.

Yeni Medeni Kanun, mal ayrılığı rejimin yerine yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiş olup; eski yasal rejim olan mal ayrılığı rejimi de seçimlik rejim türü haline gelmiştir.

                Mal ayrılığı rejimi, her eşin malının kendisine ait olması, diğer bir deyişle, eşlerden her birinin yasal sınırlar içerisinde kendi mal varlığı üzerinde mülkiyet, yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarına bizzat sahip olması temeline dayanmaktadır.

                Eşlerden her biri kendi mal varlığına giren malların mülkiyet hakkına sahiptir (Madde 242). Bir eşin evlenmeden önce kendi mülkiyetinde bulunan mallarının mülkiyeti evlenme ile birlikte diğer eşe geçmez veya ortak mal durumuna gelmez; her eş bu mallarının maliki olmaya devam eder. Mal ayrılığı rejiminde eşlerin malvarlıkları birleşerek tek bir malvarlığı haline dönüşmez, ayrı kalmaya devam eder.

Mal ayrılığı rejiminde her eşin, mülkiyeti kendisine ait olan malların yanında her iki eşe birlikte ait olan “paylı mallar” da vardır. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır (Madde 245). Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kişi iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eğer ispat edilemezse söz konusu mal her iki işin paylı mülkiyetinde kabul edilir.

Malvarlığının yönetimi bakımından da durum mülkiyetteki durumdan farklı değildir. Eşlerden her biri kendi mal varlığında bulunan malları bizzat yönetme hakkına sahiptir (Madde 242) ve bu konuda diğer eşin görüşünü ve rızasını almak zorunda da değildir. Her eşin kendi mallarını yönetme hakkına diğer eşin müdahalede bulunma veya yönetimi konusunda talimat verme yetkisi yoktur.

Ancak, bir eşin kendi mallarının yönetimini diğer eşe bırakmasına da engel yoktur. Bu durumda eşler arasında bir vekalet ilişkisi kurulmuş olur, yani bir eş mallarını yönetmek üzere diğeriyle bir vekalet sözleşmesi yapmış sayılır. Medeni kanunun 245. Maddesinde, eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması halinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümleri uygulanır denilmiştir.

Eşlerden her biri yasal sınırlar içerinde kalmak şartıyla kendi mülkiyetinde bulunan mallar üzerinde yararlanma hakkına sahiptir. Diğer eş bu malların doğal ve hukuki ürünleri (kira geliri gibi) üzerinde herhangi bir hakka sahip değildir.

 

Her eş, yasal sınırlar içerinde kalmak şartıyla kendi mülkiyetinde bulunan malları üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.

Eşlerden her biri kendi malı üzerinde sahip olduğu tasarruf hakkını da, yönetim ve yararlanma hakkında olduğu gibi serbestçe kullanır. Kural böyle olmakla birlikte, Medeni Kanun, evlilik birliğinin korunması amacıyla bu ilkeye bazı istisnalar da getirmiştir, bunu da madde de kullandığı “yasal sınırlar içerinde kalmak” deyimiyle ifade etmektedir.

Bir eşin, mülkiyeti kendisine ait olan aile konutu üzerinde tasarrufta bulunması, örneğin onu üçüncü bir kişiye devretmesi, ancak diğer eşin açık rızası ile mümkün olabilir (Madde 194/1).

Medeni Kanun, eşlerin borçlardan sorumluluğu konusunda “paylaşmalı mal ayrılığı rejimine” ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmektedir (Madde 243). Kanunun yollamada  bulunduğu paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, eşlerin sorumluluğunu düzenleyen 246. Madde uyarınca eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığı  ile yanı sınırsız olarak sorumludur.

Eşlerden her biri, evlilik birliğini temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde, üçüncü kişilere karşı müteselsilen, buna karşılıkl birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden doğan borçlardan ise, kişisel olarak sorumludur (Madde 189).

 

Mal ayrılığı rejimi de diğer rejimler aynı koşullarda sona erer:

  1. Eşlerden Birinin Ölümü
  2. Başka Bir Mal Rejimine Geçme
  3. Evliliğin Boşanma veya İptal veya İptal Sebebiyle Sona Ermesi

Mal ayrılığı rejiminin tasfiyesi oldukça basittir. Bu rejimde gerçek anlamda tasfiyeden bile mümkün değildir. Eşlerden her birinin malı kendisine ait olduğu için her eş tasfiyede kendi malını alır. Eğer bu mallardan herhangi biri diğer eşin zilyetliğinde bulunuyorsa, malın maliki olan eş ondan malının kendisine geri verilmesini istemek hakkına sahiptir.

 

PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI REJİMİ (Madde 244)

Paylaşmalı mal ayrılığı, Medeni Kanunda seçimlik mal rejimleri arasında yer almaktadır. Bu rejim, esas itibariyle halen yasal mal rejimi olarak yürürlükte olan edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması ve özellikle tasfiyesi sırasında yaratabileceği güçlükleri ve sakıncaları belli ölçüde azaltabilmek için meydana getirilmiştir.

Eşlerin Hakları

  1. Mülkiyet Bakımından

Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin temelinde edinilmiş mallara katılma rejimindeki gibi mal ayrılığı esası yatmaktadır. Büyük oranda edinilmiş mallara katılma rejimine benzeyen bu rejimde, eşlerden her biri, ister evlilik evresinde edinilmiş olsun, ister kişisel mal niteliğinde olsun, kendi malları üzerinde yasal sınırlar içerisinde mülkiyet hakkına sahiptir.

Bu mal rejiminde üç tür mal vardır:

  1. Paylaşma konusu mallar
  2. Paylaşma dışı kalan mallar
  3. Paylı mallar

 

  1. Paylaşma konusu mallar:

Mülkiyeti eşlerden hangisine ait olursa olsun, rejim sona erip tasfiye edilirken eşler arasında yarı yarıya paylaşım konusu olacak mallardır.

  1. Paylaşma dışı kalan mallar:

Tasfiyede eşler arasında paylaşma konusu olmayacak mallardır.

  1. Paylı mallar:

Her iki eşin paylı mülkiyetinde sayılan mallardır.

  1. Yönetim – Yararlanma - Tasarruf Bakımından

Eşlerden her biri, kendi malvarlığına giren mallarını yasal sınırlar içerisinde kalmak şartıyla bizzat yönetme hakkına da sahiptir (Madde 244). Her eş kendi malını dilediği gibi yönetmekte serbest olup; yönetimde diğer eşin iznine veya talimatına tabi değildir.

Paylı Malların yönetimi Medeni Kanunun bu konudaki hükümlerine tabidir (Madde 688)

 

Bu rejimde her eş, yasal sınırlar içerisinde kalmak üzere kendi malvarlığında bulunan mallarından, dilediği biçimde yararlanma hakkına da sahiptir (Madde 244).

 

Her eş kural olarak kendi malvarlığına giren malları üzerinde yasal sınırlar içerisinde kalmak şartıyla serbestçe tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Yine, Paylı mallarla ilgili tasarruflarda Kanunun ilgili bölümünü düzenleyen hükümlere uymak gerecektir.

 

Eşlerin Sorumluluğu

Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığı ile, yani sınırsız olarak sorumludur (Madde 246).  Eşler evlilik birliğini temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde, üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludurlar. Buna karşılık, eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden doğan borçlardan kişisel olarak sorumludurlar (Madde 189).

 

 

MAL ORTAKLIĞI REJİMİ (Madde 256)

Mal ortaklığı rejimi seçimlik mal rejimlerinden biridir. Mal ortaklığı rejiminin başlıca iki türü vardır:

Mal Ortaklığı Rejimi:

  1. Genel Mal Ortaklığı
  2. Sınırlı Mal Ortaklığı
    1. Edinilmiş Mallarda Ortaklık
    2. Diğer Mal Ortaklığı

Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ve her iki eşin kişisel mallarını kapsar (Madde 256). Genel mal ortaklığı türünde ortaklık malları, eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirlerinden oluşur.

Edinilmiş mallarda ortaklık rejimi, eşlerin yapacakları bir mal rejimi sözleşmesi ile kabul edecekleri ve sadece edinilmiş mallardan oluşan bir sınırlı ortaklık türüdür. Eşlerin kişisel mallarının gelirleri de bu ortaklığa girer (Madde 258).

Diğer mal ortaklıkları ise: Eşler yapacakları bir mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanatı yürütmek için kullandığı malları ortaklık dışınd